Hassan Sabbah
"Sel benden aşağıda akar kuşlar benden yukarı çıkamaz."
(Fedailerin Yuvası Alamut)
Hassan Sabbah (yaklaşık 1050 - 1124) Ortaçağ İslam dünyasının en gizemli, zeki teolog ve stratejistlerinden biridir. Batı dünyasında "Haşhaşiler" olarak bilinen Nizar-i İsmaili Devleti'nin ve tarihin ilk organize suikast şebekesinin kurucusudur. Ulaşılmaz dağ kalelerinden yönettiği bu yapı asimetrik savaş taktikleri, psikolojik terör ve nokta atışı suikastlarla dönemin devasa imparatorluklarına kök söktürmüştür.
Güce Yükseliş ve Alamut'un Fethi: Bugünkü İran sınırları içerisinde yer alan Kum şehrinde doğan Hasan Sabbah; felsefe, geometri, kelam ve astronomi, eğitimi almış entelektüel bir liderdi. Önceleri Oniki İmam Şiası'na mensupken, daha sonra İsmaililik mezhebini seçti. Dönemin İsmaili merkezi olan Kahire'de Fatimi Halifeliğine giderek eğitimini derinleştirdi. İran'a döndüğünde, Sunni Selçuklu İmparatorluğu'nun baskısından uzak, bağımsız bir hareket alanı yaratmak için üs arayışına girdi.
Kan Akıtmadan Alınan Kale: Elbruz Dağları'nın zirvesinde, ulaşılmaz denilen bir yerde yer alan Alamut Kalesini gözüne kestirdi. Kaleye askerle saldırmak yerine, bölge halkını ve kale muhafızlarını gizlice kendi tarafına çekti. Destek bulunca içeriye gizlice sızdı. Dönemin Selçuklu valisine 3.000 altın vererek kaleyi devraldı. (Bazı kaynaklar da altın yerine senet verdiği yazar.) Böylelikle tek bir damla kan dökülmeden kaleyi almış oldu.
Büyük Selçuklu Ordularına karşı zafer kazanamayacağını bilen Hasan Sabbah, askeri tarihte çığır açan bir hedef odaklı suikast doktrini geliştirdi.
Fedailer: Fedai adı verilen, ölümden korkmayan, üst düzey disiplinli seçme militan grubunu yetiştirdi. Bu fedailer; diller öğrenir, kılık değiştirir, düşmanın en yakın çevresine sızarak aylarca, bazen yıllarca doğru anı beklerlerdi. Amaç kitlesel katliamlar yapmak yerine nizamı ayakta tutan vezir, general, komutan veya din adamı gibi kritik figürleri ortadan kaldırarak yönetimi felç etmekti. Suikastlar özellikle kalabalık yerlerde güpegündüz yapılarak halk arasında ve yönetimlerde muazzam bir korku yayılmasına sebep olması istenmişti.
Nizamülmülk Suikastı (1092): Haşhaşilerin en ünlü ilk kurbanı, Selçuklu Devleti'nin dahi veziri Nizamülmülk oldu. Bu suikast Selçuklu sarayını kaosa ve taht kavgalarına sürükleyerek Alamut’u kesin bir yıkımdan kurtardı.
Efsaneler onu karanlık bir tarikat lideri olarak tasvir etse de çağdaş kaynaklar Hasan Sabbah’ın son derece katı, dindar, adil ve entelektüel bir lider olduğunu yazar. Alamut Kalesi’ne girdikten sonra 35 yıl boyunca kaleden hiç çıkmadığı, hatta odasından bile nadiren çıktığı rivayet edilir. Zamanının neredeyse tamamını kitap okumak, devlet işlerini yönetmek, felsefi ve dini risaleler yazmakla geçirmiştir. Alamut’ta kurduğu devasa kütüphane, dönemin en önemli bilim, astronomi ve felsefe merkezlerinden biri haline gelmiş ve Moğol istilasına kadar İslam dünyasından pek çok bilim insanını ağırlamıştır. Kişisel hayatında o kadar katı kuralları vardı ki şeriat kurallarına uymadıkları gerekçesiyle (biri cinayet suçlamasıyla, diğeri şarap içtiği için) kendi iki oğlunu bile idam ettirmiştir. Bu, adaletinin kimseye ayrıcalık tanımadığını göstermek için yaptığı bir hamleydi.
Hasan Sabbah, 1124 yılında Alamut Kalesi'nde hastalanarak yatağında öldü. Kurduğu devlet ve savunma sistemi, onun ölümünden sonra da yaklaşık 132 yıl boyunca hem Sünni devletlere hem de Haçlılara karşı ayakta kalmayı başardı. Ancak 1256 yılında, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan Moğol Hükümdarı Hulâgû Han'ın orduları Alamut'u kuşatıp kaleyi ve ünlü kütüphaneyi tamamen yerle bir etti. Bugün Hasan Sabbah; popüler kültürde Vladimir Bartol’un dünyaca ünlü klasiki Alamut romanına ve oyun dünyasını kasıp kavuran Assassin's Creed serisine doğrudan ilham kaynağı olmuş en ikonik tarihsel figürlerden biridir.
Hasan Sabbah’ın tarihsel olarak bizzat söylediği kanıtlanmış (çağdaş kaynaklarda geçen) yazılı sözleri oldukça sınırlıdır; çünkü Alamut Kütüphanesi Moğollar tarafından yakıldığında ona ait pek çok doküman yok olmuştur. Ancak tarihi vakayinameler, edebi eserler (özellikle Vladimir Bartol'un Alamut romanı) ve popüler kültür aracılığıyla onunla özdeşleşmiş, onun felsefesini ve stratejisini yansıtan en ünlü sözler şunlardır:
- Hiçbir şey gerçek değildir, her şeye izin verilmiştir.
- Biz, görünmeyen bir davanın görünen savaşçılarıyız.
- Ölüm, bizim için bir son değil; sadece asıl evimize, cennete açılan bir kapıdır. Ölümden korkmayan bir insanı neyle korkutabilirsiniz?
- Bir hükümdarı devirmek için bin askere ihtiyacınız yoktur. Sadece doğru zamanda, doğru yerde olacak ve canını vermeye hazır tek bir adama ihtiyacınız vardır.
- Eğer bu davada kendi kanımdan olanlara ayrıcalık tanırsam, kurduğumuz bu nizam çöker. Adalet, liderin kendi evlat feda edildiğinde sarsılmıyorsa adalettir.
- Benim bedenim bu odada hapis gibi görünebilir, ancak zihnim sınırların ötesinde, kralların yatak odalarında geziniyor. Gerçek güç, nerede olduğun değil, nereye ulaşabildiğindir.
- Dünyanın gürültüsünden kaçıp bu dağın tepesine sığınmadım; dünyanın gürültüsünü buradan yönetmek için buradayım.
[yazar: Kemal Karaoğlan ] [yazar_mail: samirkemal01@gmail.com]